Son devir Trabzon evliyalarındandır. Hakkında en çok malumat ve menkıbe bulunan tasavvuf ehli meşhur din adamıdır.
Son devir Trabzon evliyalarındandır. Hakkında en çok malumat ve menkıbe bulunan tasavvuf ehli meşhur evliyadır.
Asıl adı Mustafa Tarhan’dır. ‘Haçkalı Hoca’ diye meşhur olmuştur. Kuş Mustafa, Beyaz Hoca, Haçkalı Baba diye de
anılmaktadır. Haçkalı Hoca, Trabzon’un Of ilçesinin Dağönü (eski ismi Hanlut) köyünde 1864 yılında doğmuştur.
Haçkalı Hoca’nın hayatı İslamiyet’e hizmet ile geçmiştir. Menkıbeleri dilden dile dolaşmaktadır. Omuzuna ve ellerine
konan kuşları severdi ve Kurtuluş Savaşı’nda yardım gördüklerini söylemişlerdir, Haçkalı Hoca 1949 senesinin Ramazan
ayında Akçaabat’ın bir köyünde hastalandı, Hocayı Bakmakta Olan Buyuk Kızının Kucagında Vefat Etti. Cenazesi toprağa
verilirken de göğsüne konan kuş sonuçta cenaze ile defnedildi. Trabzon halkı sevilen Haçkalı Babamız, şimdi Düzköy
Yaylasında büyük bir cami inşa edilmiştir. Ziyaretgâhı için Trabzon belediyesi tarafından düzenli olarak otobüs seferleri
düzenlenmektedir.
Haçkalı Hoca'ya ait Bir KıssaHoca baba üç yaşına geldiğinde kendisi de ilim sahibi olan.babası İbrahim hoca Efendi,
Onu arkadaşı olan bir imam efendiye teslim edip eğitmesini istemiş. Evliyamız daha o küçük yaşlarda hocasına çözümü
hayli zor sorular sormuş ve bu sorular karşısında donup kalan imam Efendi, kolundan tutarak babasına götürüp teslim
etmiş ve "Mustafa bambaşka bir çocuk bana öyle sorular sordu ki cevap bulamadım. Fevkalade bir insan olacak Mustafa'yı
senin yetiştirmen daha yerinde olacak " demiş.
Haçkalı Hocanın Hayatına Ait, Akıldan Geçeni Bilme, Mekanı Aşma, Geleceği Hissedebilme, Doğa Kuvvetleri ile ilgili
Kıssaları Bu Yaşanan Gerçek Öyküleri Sırayla Derlenmiştir, Asiye Ocak’ın erkek kardeşi olan ve günümüzde Samsun’da
yaşayan Dr. Mehmet Enis Tarhan’ın çocukluğu Haçkalı Hoca’nın yanında geçer. Mehmet Enis Tarhan ortaokulda okumakta
olup bitirme sınavına girecektir. Bir gün yolda Haçkalı Hoca ile yürümektedirler. O da içinden
-Acaba sınavda başarılı olabilecek miyim?’ diye geçirmektedir.
Aniden Haçkalı Hoca kulaklarından tutarak başını sağa sola çevirir
-Geçeceksin, geçeceksin, merak etme. der.
O yıl bitirme sınavlarından sadece iki kişi geçmiş olup birisi de Mehmet Enis Tarhan’dır.
Haçkalı Hoca’nın torunlarından Süleyman Kazancı’nın anlattığına göre;
-Dedem bize geldiği zaman, kapıyı çalar seslenir; biz sürgülü kilitli kapıyı açmak için gittiğimizde,
bir bakardık ki biz daha kapıyı açmadan o içerde olurdu.
Vakfıkebir’de Kuleyin’in anlattığına göre Haçkalı Hoca kendisine misafir gelmiş. Alttan kapıyı çalmış. Üstte Kuleyin
onu görünce aşağı geliyorum kapıyı açacağım demiş. Aşağı indiğinde; Haçkalı Hoca’ yı içerde görmüş. Haçkalı Hoca ona;
-Niye zahmet ettin de aşağı indin, ben geliyordum. demiş.
Mehmet Enis Tarhan’ın anlattığına göre; Bir gün Akçaabat’tan Trabzon’a giden minibüs yolcuları bir müddet sonra
Haçkalı Hoca’ya rastlarlar. Onu arabaya davet ederler fakat Hoca minibüsün çok dolu olduğunu söyleyerek binmez.
Araba oradan uzaklaşır. Bir müddet sonra yol kenarında yürüyen Hoca’ya tekrar rastlarlar. Hoca elini, siz devam edin
anlamında sallar. Trabzon’a vardıklarında Tabakhane mevkiinde yeniden karşılarına çıkar.
Mehmet Enis Tarhan’ın anlattığına göre; bir kış günü Trabzonlu bir şoför kamyonunu yüklemiş Erzurum’a mal
götürmeye hazırlanırken karşısına Haçkalı Hoca çıkar ve
– Nereye? Diye sorar. Şoför sinirlenerek;
-Baba, sen de mi benimle geleceksin, işim çok, yüküm ağır.
Deyip, Hoca’yı arabasına almaz. Kop mevkiinde çetin kış şartları yüzünden arabası parça kırar. Yolda kalan şoför
çaresizlik içinde beklerken uzaktan bir ışık görür. Kar fırtınasının içinden Haçkalı Hoca çıkagelir. Şoföre ne
olduğunu sorar. O da bir parçanın kırıldığını söyler. Hoca paltosunun ceplerini yoklar.
-Bu işine yarar mı? Diye sorar.
Şoför çok sevinir, tamiri yapar ve Hoca’yla birlikte Erzurum’a giderler.
Haçkalı Hoca’nın yanında büyüyen Mehmet Enis Tarhan bir gün yaylaya gitmektedir. Muzura köyünün içinden
geçerken kahvenin önünde kalabalığın toplandığını ve Haçkalı Hoca’nın onlarla sohbet ettiğini görür. Hoca onu görünce;
-Oğlum Mehmet, eğer yaylaya gidiyorsan (Hoca’nın kızı) ablana söyle beni merak etmesin biraz gecikeceğim... der.
Mehmet Enis Tarhan yaylaya gelince haberi vermek için Hoca’nın evine gider. Kapıyı açınca ocağın önünde
oturup ısınmakta olan Hoca’yı görünce şaşırıp kalır.
Mehmet Enis Tarhan’ın anlattığına göre;Hoca bir ara tarikatçı suçlamasıyla cezaevinde yatmıştır.
Orada kendisine genç bir tayfa yardım edip hizmetini görmüştür. Bir Ramazan günü Hoca ona;
-Hazır ol. Bu akşam cemaatle namaz kılma seninle başka yere gideceğiz.’ der. Akşam teravih saati gelince
-Şimdi benim elimi tut, gözünü yum’. der. Gözünü açmasını söylediğinde Mekke’ye gelmişlerdir.
Namazlarını burada kılarlar ve aynı şekilde hapishaneye geri dönerler.
Beykoz’da oturan Rizeli Sabit Yavuz’un dedesi Silanlı Molla Mahmut’un anlattığına göre;Beykoz Anadolu
Kavağında Şeyh Ahmet Efendi tekkesinde 24 Temmuz 1923‘te Haçkalı Hoca aniden ‘’İsmet Paşa Lozan
Muahedesine imza attı şu anda! Fakat eyvah ki, memalik-i Osmaniyyenin en kıymetli, en önemli yerlerinin
verdi geçti! Petrol bölgeleri Araplara kaldı... Adaları Yunalılara bıraktı....’’ diyerek Lozan hezimetini
anında haber vermiş.
Haçkalı Hoca’nın torunlarından Süleyman Kazancı’nın anlattığına göre;Bir çok insan kendisine evlenmeden
veya bir işe girişmeden evvel o olayın hayırlı olup olmadığı şeklinde sorular sorarmış ve kendisi bir müddet
düşündükten sonra cevabını verirmiş.Trabzon Lisesi Beden Öğretmenlerinden birisi Haçkalı Hoca’ya gelerek
evleneceğini ve bu evlilikte hayır olup olmadığını sormuş. Haçkalı Hoca ona;
-Evliliğin hayırlıdır fakat zürriyet göremiyorum... demiş.
Gerçekten de öğretmenin evliliğinden hiç çocuğu olmamış
Sıtkı Ocak’ın anlattığına göre;Trabzon’un Ruslar tarafından işgali (1916) sırasında Haçkalı Hoca ve ailesi ile
Temel Tarhan ve ailesi yaya olarak Adapazarı’nın Hendek İlçesine kadar gelirler. Orada tahminen 1 yıl kalırlar.
Bu sırada Haçkalı Hoca;
-Ben o vilayeti ağuladım, Ruslar orada barınamaz. Der ve dua edermiş. Bir gün Temel Tarhan’a ;
-Hazırlığını yap, bir aya kadar Ruslar gidecek’ der ve dediği zamanda Ruslar Trabzon’dan çekilir.
Bir tarihte Maçka’nın kuraklıktan kavrulduğu günlerde Haçkalı Hoca’ya;
-Ortalık çok kurudu Hocam. Bir dua etseniz de yağmur yağsa... diye niyaz etmişler.
Haçkalı Hoca bunun üzerine oradaki bir dükkana girerek külekteki tereyağına elini sürerek:
-Yağ yağ!... Halis yağ, yiyin yağ! Yağdır, yağdır!... der demez, az sonra, çatır çatır şimşek çakmaya,
gök gürlemeye ve hemen ardından şarıl şarıl yağmaya başlamış. Sonra, bu sefer de çok yoğun
yağmur yağınca Haçkalı Hoca ortalığa bir miktar kuru ceviz ve fındık saçarak:
-Yağmadur, yağmadur! Alan alsın! Yağmadur! Demiş ve bir müddet sonra yağmur dinmiş.
Üsküdar’ da oturan Nuri Kırgız’ın anlattığına göre;Bir gün minibüsle Gılede’ye giderken, önlerindeki
köprünün selden zarar gördüğünü gören şoför frene basıp durunca, Haçkalı Hoca:
-Niye durdun evladım?Bu insanların acelesi var.... diye şoföre çıkışmış. Şoför,
-Bu arabayla buradan geçilmez.... deyince,
-Haydi sür oğlum! ... der demez şoförün iradesi dışında gaza geçen araba uçarcasına karşıya geçmiş.
1950’li yıllarda Mehmet Enis Tarhan İstanbul Tıp Fakültesinde okurken olayı bizzat yaşayan kişiden
dinleyen Hasan Kaptan’la karşılaşır. Onun anlattığına göre; Akçaabatlı Hacı Kaptan seferde iken Haçkalı
Hoca onun ailesini yoklamaya gider. Oturup konuşurlarken müthiş bir fırtına kopar. Deniz kabarır.
Kaptanın annesi ;
-Acaba oğluma bir şey olur mu?’ diye ağlamaya başlar. Hoca:
-Merak etme, oğluna bir şey olmaz’ diyerek evden ayrılır.
O anda Hacı Kaptan gemi batacak diye filikaları indirme hazırlıkları başlatır. O sırada geminin arka kısımdan
bir ışık belirir. Doğru kaptan köşküne yönelen bu ışığın yanında Haçkalı Hoca durmaktadır. Hoca onlara:
-Biraz sonra kurtulacaksınız, filikaları indirmeyin. der. Denize doğru üfler ve gözden kaybolur.
Gerçekten biraz sonra hava düzelir ve gemi rahatça karaya döner.
1994'lerde Haçka'ya giden bir polis memuru Haçkalı Hoca'nın evini sormuş. O tarihten 45 sene evvel
Hakka yürüyen Haçkalı'nın evi sorulunca:
-Hayırdır, Haçkalı'yı nerden tanıyorsun? diye sormuşlar.
-Güneydoğu'dan, demiş polis memuru.
-Güneydoğu?
-Evet! Urfa, Mardin, Diyarbakır!
Ne iş yaparsın?
-Polisim.
-Hocayla işin ne?
-Oradaki çatışmalarda kendisinden çok yardım gördüm. Eğer o yardım etmeseydi, beni hastahaneye
götürmeseydi, Allah bilir ya şimdi çoktan ölmüş olacaktım. Kendisine teşekküre geldim.
Polis memuru böyle söyleyince, Haçkalı Hoca'nın akıl sır ermez işlerine az çok âgâh ve âşinâ olan Haçkalılar,
Haçkalı'nın Haçka'daki cami ve türbesini göstererek
-Gazan mübarek olsun evladım, Haçkalı Hoca, işine gücüne akıl sır ermez bir ermişdir. yıllar evvel
Rabbisine varmıştır. İşte camisi ve türbesi. Git orada ziyaret et. Senin gördüğün onun ruhaniyetidir, demişler.
Zaman mekân duvarını aşardı
Yeri gelir celâllenir taşardı
Darda kalan her mağdura koşardı
Gaibler şahini Haçkalı Baba

